Kadir Gecesi – Hikmet Gonceleri

Müellif: Ömer Nasuhi Bilmen

Dergi: İslâm

Tarih: Haziran 1961

  

اِلْتَمِسُوا لَيْلَةَ الْقَدْرِ لَيْلَةَ سَبْعٍ وَعِشْرِينَ

 

Kadir Gecesi’ni, Ramazan-ı Şerîf’in yirmi yedinci gecesinde arayınız.

 

İzah: Mübarek Kadir Gecesi, en kuvvetli bulunan rivayetlere göre Ramazan-ı Şerîf’in yirmi yedinci gecesine müsadiftir. Bunun kat’î surette bildirilmesi, bu gecenin füyûzâtına nâiliyet için Ramazan-ı Şerîf’in her gecesinde müteyakkız bulunmak, bunları elden geldiği kadar ibadet ve taatle geçirmek hikmetine mübtenidir.

 

Kadir gecesi, pek kutsi bir zamandır. Çünkü bu gecede Kur’an-ı Azîmuşşân taraf-ı ilâhîden sema-yı dünyaya indirilmiştir. Veya bu geceden itibaren Resulü Ekrem’e âyet âyet, sûre sûre indirilerek yirmi üç senede hitama ermiştir. Kadir gecesinde birçok melekler yer yüzüne inerler, bu gecenin füyûzâtından müstefîd olurlar, Müslümanlara selâm verirler, onları tebrik ederler, Müslümanların hallerine, ibadetlerine muttali olurlar.

 

Binaenaleyh Leyle-i Kadir’in şerefi pek büyüktür. Bu mübarek gecede yapılacak ibadetlerin sevabı pek çoktur. Artık bu geceye nâiliyet büyük bir nimettir. Bu ulvi geceyi gafletle, ma’siyyetle geçirmekten son derece sakınmalıdır.

 

Rivayet olunuyor ki: Kadir gecesinde bütün müminler hakkında mağfiret-i ilâhiyye tecelli eder, yalnız şu dört sınıf halk bu geceden müstefit olmazlar: 


Birinci sınıf, içkiye müptelâ olanlardır. Malûm olduğu üzere İslam dini müskiratın zararlarını, bildirerek Müslümanları bin üç yüz şu kadar seneden beri bu kötü alışkanlıktan menetmekte bulunmuştur. Cemiyetimizin felah ve salahı bundan kaçınmakla kaimdir.

 

Ne kadar teessüfe şayandır ki, mukaddes dinimiz, mahza bizim felah ve necatımız için bizleri şiddetle müskirattan menedip dururken Müslümanlar arasında halâ işrete müptelâ olanlar bulunuyor. Bu yüzden nice servetler, sıhhatler heder oluyor, nice aileler mağdur, perişan bir halde kalıyor. Din-i İslam’da her sarhoşluk veren şey hamrdır, şaraptır. Binaenaleyh bunların hepsi de haramdır. Artık bu muzır itiyadı bir gün evvel terk etmelidir.

 

İkinci sınıf: Anaya, babaya asi olanlardır. Malumdur ki, ebeveynin hakları pek büyüktür. Hayatımıza vesile olan onlardır. Bizleri en zayıf, en ziyade yardıma muhtaç zamanımızda besleyen, koruyan onlardır. Artık nasıl olurda şimdi biz onlara haksız yere muhalefet eder, onların hatırlarını kıracak tarzda hareket ederiz. Hayfa ki zamanımızda umumî ahlâk bozulmuş, aile hayatı intizamını kaybetmiş; analarının, babalarının haklarına riayet edenler azalmıştır. Bir zatın dediği gibi :

 

Duhterân raheme bâ ceng-ü cedel bâ mâder

Püserânzâ heme bedhâh-ı peder mî bînem

 

Evet. Zamanımızda bütün kızlar valideleriyle cengü cidal edip duruyorlar. Erkek çocukları da umumen babaları hakkında bedhah bir halde gördüm.

 

İşte böyle bir hal pek fenadır, ahlâka muhaliftir. Muaşeret usulüne aykırıdır. İslam terbiyesine münafidir, Binaenaleyh böyle bir hareketten son derece sakınmalıdır.

 

Üçüncü sınıf Kat-ı rahim edenlerdir. Yani; akrabanın hukukuna riayet etmeyen, onları arayıp sormayan kimselerdir. İnsanlar cemiyet halinde yaşarlar, aralarında teavün ve tenâsur cereyan eder. Bir içtimaî heyetin en evvel teşekkül eden kısmı ise aileden, akrabadan ibarettir. Bunların aralarında muhabbet ve müveddet bulunmazsa, bunların aralarında müzaheret ve muavenet asârı görülmezse artık birbirine bigâne olan sair efrat arasında bu gibi insanî, ahlâkî vazifelerden nasıl eser görülebilir? Ne yazık ki zamanımızda birçok kimseler bu karabet hukukuna lâyık-ı veçhile riayet etmiyorlar kariplerinin meserretlerine, kederlerine ortak olmuyorlar, birbirlerini arayıp sormuyorlar, yalnız kendi şahsî menfaatlerine, kendi zevk ve safalarına bakıyorlar. Bütün bu haller, İslamiyet’in telkin ettiği yüksek duygulardan mahrumiyetin neticesidir.

 

Dördüncü sınıf: Din kardeşleriyle üç günden ziyade dargın olup görüşmeyenlerdir. Malûm olduğu üzere Müslümanların arasında zevali gayr-ı kabil bir din kardeşliği vardır. Bütün Müslümanlar birbirini sevmek ve birbirleri ile güzel görüşmek ile memurdurlar. İnsan, beşeriyet hissi ile din kardeşinden bir fena muameleye maruz kalabilir. Fakat bu hâl onun kalbinde buğz ve düşmanlık hissi bırakmamalıdır. Bu yüzden aradaki muhabbet ve müveddet kesilmemelidir. Böyle bir hâl vukuunda af ve ihsan ile mukabelede bulunmalıdır. Asıl insaniyet bu şekilde tecelli eder. Asıl İslam terbiyesi bu suretle tezahür eyler. İslam cemiyetinin birliği, saadeti, büyük bir kuvvet ve sükûna nâiliyeti ancak bu suretle temin olunabilir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir