Müellif : Ömer Nasuhi Bilmen
Dergi : Sebilürreşad
Tarih : Cemaziyelevvel 1376 (Aralık 1956)
Yazı sahibi diyor ki:
“Cevapta her insanın ruhu bedenden evvel yaratılmıştır” deniliyor. Bu nazariye ruhun kadîm olduğuna kâil olan Eflatun’un mezhebidir. İslam akidesi ise Allah’tan başka kadîm tanımaz. Ruhun bedenden evvel yaratılışı ile kadim olması arasındaki münasebeti arz edeyim:
“Ruh bedenden evvel mevcut olunca mücerret olur. Zaman ise, gayr-ı karri’z-zât bir kemm-i muttasıl olup bütün cüzleri yani, ânât-ı müsavidir. Cüzler müsâvî olunca bir saniye evvel mevcut olmakla bir milyon sene evvel mevcut olmak arasında fark olmaz. Çünkü müsâvî bir cüzün âhar müsâvî cüz üzerine tercih sebebi yoktur. Bu sebepledir ki hukemâ mücerredâtın kıdemine kâildirler.
Buna karşı cevapta: Müreccih fail-i muhtâr olan Cenâb-ı Hakk’tır denilecek olursa kabul ederim. Fakat Kur’an’da buna dair ne bir sarahat, ne de bir işaret yoktur. Resulü Ekrem (sav) Efendimizin “Âdem halk olmadan ben vardım” şeklindeki kelamı sahih ise (Çünkü Buhârî ve Müslim’de yoktur) ilm-i ilâhide mevcûdiyetiyle tevil olunur.
Biz de deriz ki:
Evvela: Zaman hakkındaki bu ifade ilm-i kelâm bakımından doğru değildir. Zamanın öyle bir kemm-i muttasıl olduğuna bir kısım feylosoflar kâil olmuşlardır. Mütekellimlere göre ise zaman bir emr-i itibaridir. Kendisi bir malum mütereddittir ki onunla meçhul müphem diğer bir müteceddit taayyun eder. Bir şahsın güneş doğduğu zamanda geldiğini tayin gibi.
Sâniyen: Bizim bu husustaki cevabımız sarihtir. Buna karşı öyle bir mütalaaya pek ihtiyaç olmasa gerektir. Mademki ‘’Her insanın ruhu bedeninden evvel yaratılmıştır.’’ demiş bulunuyoruz, o halde ruhların hâdis olup kadîm bulunmadığını tasrih etmiş oluyoruz. Bir şey hem yaratılsın hem de kadîm olsun, o olamaz. Yaratılan şey, yok iken var edilen şey demektir. Yok iken bilahare var edilen bir şey ise kadîm olur mu?
Hukemâdan bir kısmı mücerredâtın kadîm olduğuna kâil olabilir. Fakat biz Müslümanlar Allah Teâlâ’dan başka kadîm bulunmadığını yakînen biliriz. Ruhlarımızın sonradan yaratılmış olduğunu itiraf ediyoruz. Cenâb-ı Allah kadîm olmamak üzere mücerredât denilen şeyleri yaratmaya kadir değil midir? Amenna kadirdir, o halde ruhların mücerredâttan olduğuna kail olmakta dinen bir mahsur yoktur. Nitekim pek büyük mütefekkir İslam alimlerinden bir nice zâtların buna kail olduklarını yukarıda yazmış bulunuyoruz.
Sâlisen: Ruhların cesetlerden bir müddet evvel yaratılmış olduğu sabit olmasa bile bunun imkân-ı vukuunu inkar asla kâbil olamaz. Madem ki ruhlar cesetlerden sonra da duracaktır, birer müstakil varlığa maliktir, o halde cesetlerden bir müddet evvel yaratılmış olmaları neden mümkün olmasın? Bundan dolayı kadîm olmaları neden lazım gelsin. Hz. Âdem bizden binlerce sene evvel yaratılmıştır. Şimdi ona Cenâb-ı Hakk gibi kadim mi? diyeceğiz. Melekler ise Hz. Adem’den de evvel yaratılmışlardır. Onlarda birer nev-i ruhi alidir, ruh-i kutsîdir. Şimdi onları da bu mukaddem yaratıldıklarından dolayı zât-ı bârî gibi haşa kadîm mi tanıyacağız?
Râbian: Ruhların cesetlerden evvel yaratıldığına dair Kur’an-ı Mübîn’de bir sarahat, bir işaret bulunmadığı takdirde bunu katiyen inkar lazım gelmez. Bir nice hakikatler de vardır ki ehâdis-i şerîfe ile ve sair şer’i deliller ile sabit bulunmuştur.
Mamafih Kur’an ı Kerim’de ruhların daha evvel yaratılmış olduğuna bazı işaretler vardır. Bunları müfessirler göstermektedirler. Allah Teâlâ hazretleri Âdem aleyhisselamın cesedini yarattıktan sonra ona ruh nefh buyurduğunu bildiriyor. Demek ki ruh başka ceset de başkadır, nefh-i ruh ise ruhun cesede taallukunu gösterir. Ve ruhun cesetten evvel mevcut olduğuna da işareti haiz bulunur. Yoksa ceset ile beraber yaratılmış olduğunu göstermez.
‘’E lestü bi-rabbiküm‘’ emri de bazı müfessirlerin tercihlerine göre yine vaktiyle ruhlara ait bulunmuştur. Hatta Fahr-ı Râzî diyor ki bu ayetle üçüncü bir kavil daha vardır ki o da ervâh-ı beşeriyenin bedenlerden evvel mevcut olmasıdır. Çünkü Hakk Teâlâ’nın vücudunu, rububiyetini ikrar etmeleri, onların ferasetleri, hakikatleri levazımındadır. (Tefsir-i Kebir)
Filhakika ruhlar bedenlerden evvel mevcut olmasa idiler böyle bir ikrarda nasıl bulunabilirlerdi? Vakıa bunu temsîlât kabilinden sayanlar vardır. Fakat bunlar aynı zamanda bunun bir hakikat olabilmesini de mu’terif bulunmaktadırlar. Zaten bir şey Kudretullaha nazaran kâbil ve sarahaten mezkûr olunca onu temsil kabilinden saymak zaittir.
Hâmisen: Bir kısım ehâdis-i şerîfede ruhların cesetlerden mukaddem olduğunu haber vermektedir. Bunlar haddizatında mütevatir olmasalar da müteaddit oldukları için birbirini teyit etmektedir. Ve kendilerini tasdik etmek dinen, ilmen bir mahzuru muhtevi bulunmamaktadır. Ezcümle bir hadis-i şerîfte “Allah Teâlâ’nın ruhları cesetlerden iki bin yıl evvel yaratmış olduğu” beyan buyurulmuştur.
Diğer bir hadis-i şerîfte de “Ruhların birer toplanmış zümreler” olduğu bildirilmiştir. Bu hadis-i şerîfi İmam Buhârî ile İmam Müslim, Hazreti Aişe validemizden bi’l-vâsıta nakletmiş ve bununla ruhların bedenlerden mukaddem yaratılmış olduğuna istidlal olunmuştur.
Diğer bir hadis-i nebevide de “Ben Peygamberlerin hilkaten evveliyim” buyurulmuştur. Bu da Peygamber Efendimizin mübarek ruhunun diğer ruhlardan evvel yaratılmış olduğunu göstermektedir. Çünkü cism-i saadetlerinin diğer bütün peygamberlerden sonra yaratılmış olduğu malumdur.
“Bu hadis sahih ise ilm-i ilâhîde mevcudiyeti ile tevil olunur” denilmesi ise büyük bir zühul eseridir veya maksadı ifade etmeyecek bir tarzda yazılmış bulunmaktadır. Çünkü ilm-i ilahide tekaddüm, teehhür mutasavver değildir. Cenabı Hakk’ın ilminde evvela Hazreti Muhammed, sonra da sair peygamberler mi husule gelmiştir? Haşa, biz buna kail olamayız. İlm-i ilâhî ezelidir. Allah Teala bütün mükevvenatı bu ezeli ilmiyle bilmiştir ve bilmektedir. Artık bir şeye ait olan ilmi diğer bir şeye ait olan ilminden mukaddem veya muahhar olamaz. Buna kâil olmak, Cenabı Hakk’a cehalet isnadı kabilindendir. Demek ki bir zamanda bilmediği bir şeyi muahhar bir zamanda bilmiş haşa Şân-ı ilâhîyi böyle bir isnattan tenzih ederiz.
Şunu da ilave edelim ki -lehu’l-hamd- müteaddit, makbul hadis kitaplarımız vardır. Sahih-i Buhârî ile Sahih-i Müslim de bunlardandır. Artık bir hadis-i şerif Buhârî ile Müslim’de bulunamazsa kıymetini kaybetmiş olmaz. Diğer muteber hadis kitaplarında bulunmuş ve diğer hadisler ile teeyyüt etmiş olabilir. Binaenaleyh bir hadisi şerif hakkında “Çünkü Buhari ve Müslim’de yoktur.” diyerek onu şüpheli göstermek doğru olamaz. Zaten böyle bir iki hadis kitabı bütün ehâdis-i şerîfeyi câmî bulunamaz.
Sâdisen: Şunu da arz edelim ki, ruhların cesetlerden mukaddem yaratılmış olduğuna hemen hemen bütün ulema-yı din kâildirler. el-Metâlibü’l-Kudsiyye’de deniliyor ki, ruhların cesetlerden evvel yaratılıp yaratılmadığında ihtilaf vardır. Cumhur-u mütekellimîne göre ruhlar cesetlerden evvel yaratılmıştır. Buna Muhammed b. Nasr el-Mervezî, Ebu Muhammed b. Hazm ve ulemadan daha birçok zatlar kâildirler. Hatta İbn-i Hazm bu hususta “icma” mevcut olduğunu da hikaye etmiştir.
Link: https://katalog.idp.org.tr/pdf/5457/9738