Taklit Kabul Etmeyen İbadet : Dua I

Müellif : Yusuf Esad Özgüner

Tarih: 19 Zilhicce 1445 (25 Haziran 2024)

Yayım Yeri: İKAN Blog

Hamd Kitâb-ı ‘azîzinde “Bana dua edin icabet edeyim.” buyuran Allah Teala’ya, salat ve selam ümmetine dua etmeyi öğreten, alemlere rahmet olarak gönderilen Rasul-i zî-şânına olsun.

Dünya hayatı bizi sürekli yeni hedefler koymaya, elimizde olanlardan başka şeyler istemeye zorluyor. Kendimize idoller belirliyor; varılacak yeni bir menzil, aşılacak yeni bir merhale her zaman buluyoruz. Bu isteklerimiz her ne kadar bizim dışımızda bulunsalar da aynı zamanda kişiliğimizin ayrılmaz birer parçasıdırlar. Bu sıkı ilişki sebebiyledir ki dualarımız -yukarda zikredilen ve zikredilmeyen her türlü istek için- bizim kişiliğimiz hakkında en kesin kanıtları bize sunan bir ibadettir.

Hem kendimizin hem de etrafımızdaki insanların nasıl birisi olduğunu anlamanın en kolay ve kesin yolu edilen duaları tahlil etmekten geçiyor. Dua ile dua eden kişi arasındaki sıkı ve mahrem ilişki sebebiyle, hem halihazırdaki şahsiyetin hem de ilerde elde edilmek istenen şahsiyetin  en parlak ve aşikar tezahürü kendisini dualarda gösteriyor. Neyi, ne kadar istediğimiz kim olduğumuzu gösteren en açık bir gösterge oluyor.

Dua, insanın nefsini ortaya çıkarma ve ona kendisini tanıma fırsatı sunma işlevinin yanında kişiyi bir kul olarak inşa etme kabiliyetini de haizdir. Bir kulun kulluğunu yerine getirebilmesi için sahip olması gereken iki duygu vardır: tezellül ve ubudiyet. İstiğna ve kibir hisleriyle çevrelenmiş, dikkatini sürekli harici şeylere çeken uyarıcılara maruz kalan insanın rabbi karşısında kendi küçüklüğünü hissetmesinin, onun rabliğini kendi kulluğunu tasdik etmesinin belki de tek yolu duâdır. Kendi güçsüzlüğünü itiraf etmek, hayırları celbedecek şerleri defedecek tek kudret sahibinin Allah Teala olduğunu ikrar etmek ancak el açıp gözyaşlarıyla dua ederek mümkündür. (الدعاء هو العبادة/ الدعاء مخ العبادة ) gibi hadisler de dua ve ubudiyet arasındaki bu ilişkinin en açık delilleridir.

İnsanı kul olarak yetiştirdiği, dünyaya bakışını değiştirdiği ve onu, kendisini doğru yerde görebilme makamına eriştirdiği için hakkıyla ve adabına riayet edilerek edilen bir dua şahsiyet inşa edici bir özelliği de haizdir.

Dünya hayatı her devirde insanı sürükleyen, gaflete düşüren, bildiği hakikatleri ve verdiği sözleri ona unutturan bir yerdi. İçinde bulunduğumuz zaman ise dünyanın sadece ahireti değil dünyalık işleri dahi insana unutturduğu bir zaman. Dikkat ettiğimiz şeylerin gerçekliğimize dönüştüğü hakikatini göz önünde bulundurursak oradan oraya savrulan dikkatimizin bizi nasıl akıp giden bir selin üzerindeki çer çöp seviyesine indirdiğini daha net anlarız. Bu savruluşumuzun bize unutturduğu şeyler var. Unuttuklarımıza zaten zorunlu olarak dikkat kesileceğimiz bir zaman gelecek. ((الناس نيام إذا ماتوا انتبهوا [1] O halde (موتوا قبل ان تموتوا) hadisine de imtisalen akıp giden zamanın ve bizi ordan oraya sürükleyen çağın havasından sıyrılmak bir kul için zorunludur. Bunun da en kestirme ve kesin yolu -yukardan zikredilenlerden de anlaşılacağı üzere- duâdır.

Devamlı surette bir şeyler başarmak ve elinde olmayanları elde etmek için çabaladığımız günlük yaşantımıza bir ara vermek, bu arada da ne elimizde olanların bizim olduğunu ne de elimizde olmayanlara kendi çabamızla ulaşabileceğimizi fark ve itiraf etmek üzerimize düşen intibahı elde etmek için tek çıkar yoldur.

Sadece kulluk bilincini diri tutmak için değil günlük hayattaki her işimizde gafletten kurtulmak için de dua eşsiz bir ilaçtır. Efendimiz’in (sav) bize öğrettiği dualar hem dünya ve ahiret saadetini elde etmemizde hem de gaflet anlarında kendimizi toplamamızda bize yol gösterici olmakta. Eve, camiye, helaya girerken, buralardan çıkarken, hasta olunca, şifa bulunca, yemekten önce ve sonra, gece yatmadan, sabah kalkar kalkmaz, abdestte her uzvu yıkarken, yağmur yağarken, tutulmalar esnasında, yolculukta, bineğe binince… her anımızda bizi hayırlara ulaştıracak, kendimize getirecek duaları bize öğreten bir peygamberin ümmeti olmak ne büyük saadet, ne ulaşılmaz bir devlet. Bu dualar sayesinde gündelik yaşamın seline kapılıp gittiğimiz bir anda kendimize geliyor; dualarımızı duyanı, duaları bize öğreteni ve dua eden kendimizi hatırlıyoruz.  

Nebevi dualar aynı zamanda bize yol gösteren izlerdir de. Efendimiz’in (sav) Allah Teala’dan istememizi öğütlediği her şey aslında sahip olmak için çalışmamız gereken hasletlerdir. Neyin iyi, neyin kötü olduğunu O’nun dualarından öğreniriz. Dünya ve ahiret dengesini nasıl kuracağımıza yine O’nun neyi, ne kadar istediğine bakarak karar veririz. Bu dinin delillerinden, peygamberinin mucizelerinden birisi de -şüphe yok ki- Efendimiz’in (sav) ümmetine öğrettiği dualardır.

Birçok dinî vecîbenin mukallitlik veya alışkanlık üzere yapıldığı günümüzde dua kişiye özgü bir ibadet olması, taklidi ve alışkanlığı kaldırmaması yüzünden hayatımızdan yavaş yavaş çekiliyor. Tasannudan azade bir iş yapmanın çok zor olduğu bir dönemde şaşırılmaması gereken bir durum. Allah Teala samim-i kalp ile dua edebilmeyi, onun azametini her zerremizde hissedebilmeyi, her anımızda müntebih olabilmeyi, gafletten kurtulmayı bizlere nasib ve müyesser eylesin. Bizleri Rasul-i keriminin sünnetine sarılanlardan, O’nun ümmeti olarak can verenlerden, O’nun zümresinde haşrolunanlardan, liva-yı hamdin altında toplananlardan, havz-ı kevser’den içenlerden kılsın.

Medreselilerden Yusuf Esad* 


[1] Bu hadis-i şerifte (استيقظوا) uyanmak fiili yerine (انتبهوا) dikkat etmek fiilinin kullanılması da şayan-ı dikkattir. 

 *İKAN Medresesi 2.Sınıf Talebesi

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir